ne zaman vazgeçmiştim günlük tutmaktan bilmiyorum ama  ne zaman tekrar yazmaya başladığımı hatırlıyorum; 31 ocak salı. çok konuştuğum ama yeterince anlat(a)madığım* bir gece vaktiydi. günlüğün ilk cümlesi ise  şöyle:

“ bir zehrin vücuda usul usul nüksetmesine benziyor anlatma isteği.” 

gördükleri, duydukları ve düşündükleri ile zehirlenen bir hastayım ben. doluyor, doluyor,doluyorum… akamıyorum.

rahmetli büyük annem uzun ve kemikli işaret parmağı ile baş parmağını birleştirerek “bir kişicik…” derdi. tüm sessizlikler, sohbetler, yemekler, seyirler bu söz ile aniden bölünürdü. alakalı alakasız bir anda bir inleme “bir kişicik…bir kişicik olsa…”

bir kişicik, sözün karşılık bulacağı bir kişicik. dost, yaren, yoldaş bir kişicik. 

o kişiyi aramakla geçiyor ömür. tüm yaşanmışlıklarımızı o kişi için biriktiriyoruz. vuslat geciktikçe bir sıtma sarıyor bizleri. söz birikiyor da  muhabbetten uzakta, acıta acıta çıkıyor ağızdan. kalem  beyaz mürekkep ile yazıyor . doldurduğunu sandığımız her sayfa son satırında bile ak hâlâ. sana varmayan tek bir harfin bende hükmü yok.

bir kişicik. panzehir niyetine bir kişicik.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar