"sihirli bir taca sahip olan küçük bir prens varmış. kötü kalpli büyücü onu kaçırmış. onu dev bir kulede bir hücreye kapatmış ve sesini de alıp götürmüş. hücrenin parmaklıkla kaplı bir penceresi varmış ve prens de oraya durmadan kafasını vurarak birilerinin onu duymasını ve onu kurtarmasını umuyormuş. taç kimsenin duymadığı kadar güzel bir ses çıkarıyormuş, çıkardığı ses kilometrelerce öteden duyulabiliyormuş. ses o kadar güzelmiş ki insanlar havayı hapsederek onu saklamak istemiş. prensi hiç bulamamışlar. hücreden dışarı hiç çıkamamış ama çıkardığı o ses her şeyin içini güzellikle doldurmuş."
işaret etmenin zarafetine inanıyorum. kavgasız, gürültüsüz, iddiasız. seslenmeye bile gerek kalmadan, çeneleri tutup başları çevirmeden ortaya koymaya. bir kokuyu takip edip kaynağına gider gibi. -orada bir şey var belki de biri. - ben işaretleri okuyabiliyorum buldum seni. *** "artık sözcüklerle sonsuza dek oynamak istemiyorum" diyor lale müldür bir şiirinde. bazan gri-mavi bulutların içinden sessizliği yararak bir jet uçağı geçiyor/ bu basit gibi görünen gerçeklik imajı birçok şeyi/ bütün sözcüklerin ötesinde açıklıyor sanki/ bunu bilmek bana yetiyor. bana da.
Yorumlar
Yorum Gönder