bazan bir sürü hayatım varmış da, ben şu an bir tanesini idare ederek yaşıyormuşum gibi geliyor.
sıradaki ömrüm benden tüm sevdiklerime gelsin!
yok öyle bir şey.
var öyle bir şey.
Bağlantıyı al
Facebook
X
Pinterest
E-posta
Diğer Uygulamalar
Yorumlar
Bu blogdaki popüler yayınlar
"sihirli bir taca sahip olan küçük bir prens varmış. kötü kalpli büyücü onu kaçırmış. onu dev bir kulede bir hücreye kapatmış ve sesini de alıp götürmüş. hücrenin parmaklıkla kaplı bir penceresi varmış ve prens de oraya durmadan kafasını vurarak birilerinin onu duymasını ve onu kurtarmasını umuyormuş. taç kimsenin duymadığı kadar güzel bir ses çıkarıyormuş, çıkardığı ses kilometrelerce öteden duyulabiliyormuş. ses o kadar güzelmiş ki insanlar havayı hapsederek onu saklamak istemiş. prensi hiç bulamamışlar. hücreden dışarı hiç çıkamamış ama çıkardığı o ses her şeyin içini güzellikle doldurmuş."
ne kadar az uğrar olmuşum buraya. yazmak ara sıra ziyaret ettiğim bir dost gibi. "merhaba, anlatacaklarım var. ben geldim." aldığım kararlar üzerine düşünüyordum bu sabah. yaptığımı yapma insanı olarak yaşamamın sebebini. içimdeki ses; zilleri, davulları çalıp aksini söylerken benim yüzümde kocaman bir gülümseme ile onun dediğinin tam tersini yapışımı. ne yapılması gerektiğini bilip tereddütsüz aksi istikamette ilerleyişimi. tüm bunlardan zerre pişmanlık duy(a)mayışımı. başka herhangi birinde emanet duracak hallerin üzerime cuk oturmasını... geçen gün pikniğe gittiğimizde yeğenim çıkmaması gereken her yere çıkarken "hala!" demişti, " sen de tehlikeli işler yapmayı seviyor musun?" :) "seviyorum kızım," dedim. yalan mı söyleseydim? seviyorum. "ama... ben değecek şeylerin riskini alıyorum. ha bir de, canımı yakacak toplara girmiyorum." (bu son kısmı söylerken işaret ve orta parmağımı arkama saklayıp çapraz yapmış olabilirim.) yalan h...
merhaba, bunu, seninle yüz yüze konuşmaya vakit bulamadığımız zamanların bir diyeti olarak kabul et. görünen o ki devamı gelecek olan mektupların ilki... geçen günkü "kafes" sohbetimizden sonra aklım, kendimdekine takılı kaldı; çıkışlarıma, çıkamayışlarıma ve bazen de o kafesten bilerek çıkmak istemeyişlerime... balkonda çamaşırları toplarken sohbetimizi düşünüyordum. oradan çocukluğuma, dünyamı kurmaya başladığım zamanlara döndüm. bu benim için hem komik hem de çok anlamlı bir hatırlayıştı. çocukken, dünya sadece bizim gördüklerimizden ibaret sanıyoruz. "tek bir gerçek var," diyoruz, "o da benim tanık olduğum hayattır." sonra büyüyor insan. gerçekliğin sadece kendi tanık olduklarıyla sınırlı olmadığını, dışarıda milyarlarca farklı "normalin", milyarlarca farklı hayatın aktığını görüyor. işte insanı dehşete düşüren o kırılma anı burada başlıyor. o "hayret" duygusu, yerini ürkek bir geri çekilmeye bırakıyor. sanırım kafeste olduğumuzu da...
Yorumlar
Yorum Gönder